Yaşarken Yazarken = Günce
Wolwerine
Tarih: , 26/5/2009
Artık Holywood da şeytanın bacağını kırdı. Artık Holywood da sinema dili üzerine mecaz üretebiliyor. Filmdeki örnekler, açıkça gösterilen ipler ve simülasyonların çıplak bırakılmışlığı. Ancak Holywood sineması, tasarım-uygulama sentezi ve praksisinde hala çok zayıf, çünkü bütün avangard öğeleri ithal. Griffith’in ‘Bir Ulus Doğuyor’daki yanlışlıklar komedisi durum gibi, şimdi de Uzakdoğu Asya bünye uyuşmazlığı var. Asıl problematik: İç-dış düşman ayrımına yeni bir yorum var. İyi-kötü ayrımına az bir yorum var. Gösterdiği şu: Aslolan mutantlıktır. Normallik faşistleştirir. Mutantlığın da böyle bir tehlikesi vardır ama çıkış yolu olanağı da vardır. Geleceğe giden yol, hep mutantlar, marjinaller, ayrallar tarafından açılır. Geçmişte de öyleydi, şimdi de öyle, belli bir süre daha gelecekte de öyle olacak. Mutantlara gereksinim kalmadığında, insan türü çoktan unutulmuş olacak. Filmin nüansları taraf değiştirmek üzerineydi: İhanet değil, taraf değiştirmek. Günümüz global konjonktüründe bunu Çin yapıyor. Çin-Türkiye sentezini önermemin nedeni de bu: Çin’in Dünya’ya ve kendine vereceği tehlikeleri durdurabilecek kültürel öğe olarak bir tek Türkler var. Moğollar da var ama onlar Cengiz Han momentinde donup kaldılar. Tuhaf olan şey, 1930’ların devlet faşizmini güçlendiren medyatik çizgiroman devlerinin kendi süper kahramanlarıyla böyle oynanmasına izin vermeleri. ‘Wolverine’ ve ‘Watchmen’ süper kahramanlar hakkında alıştığımız herşeyi tersyüz ediyor. Bunun da ticari bir öğe kılındığı konusuna itiraz: Bu tersyüz etme, her zaman gişe başarısı yakalamıyor. Sonul olarak bir yineleme: Nasıl ki alaşımlarda bazı maddeler eser olarak bulunursa, deneysel de janrın içinde çok düşük dozlarda bile, yepyeni kompozit ve biricik novum-janrlar üretebiliyor. Buradan biyolojik mutantlıktan kültürel mutantlığa doğrudan geçiyoruz. İnsanlık tarihindeki 100 milyar normal insanın beceremediğini, 100.000 kültürel mutant yaptı ve Einstein’ın yaptığı gibi, yanısıra birçok negatif IQ’luluk da yaptı. Kayıtlı bir dahi olarak bir şerh: Her mutantın olağanüstülükleri denli, kendiliğinden olağanaltılıkları da olduğunu gözledim. Hatta olağanaltılığı olağanüstülüğün yarattığı kanısındayım, bir tür ışık-gölge ikilisi gibi. Normallerin her iki taraftan da şeytandan korkar gibi korkmalarının nedeni de bu. Kendimdeki doğmamışken öldürülmüş bir bebeğin gerizekalılığı ve negatif IQ’su beni eskiden korkuturdu ve onu bastırırdım. Şimdi ona da yaşama hakkı veriyorum. Gerizekalı ve ilerizekalı 2 çocuk beynimde birlikte oyun oynuyor. Bu metin de o oyunlardan biri.
Deli Detektif
Tarih: , 5/3/2009
 Ben bir deliyim. Bunu kendimi bildim bileli, yani 3 yaşmdan beridir biliyorum.
O nedenle, delilikle ilgili gerçek veya kurmaca, biyografi ve sanat eseri olan herşeyi severim. Deli deliyi severmiş, atasözünün devamını atladım. ‘Deli Detektif’ adı üzerinde bir delinin öyküsü. Onu da çok sevdim. Bu kezki öykü, beni ve deliliğimi aşmış. Öykü şu: Detektifimiz, filmin başında bir cinayetin işlendiği koşulları yeniden yaratarak, psikopat katilin kim olduğunu buluyor. Bunun için yaptıkları arasında, bir bavul içinde, katlarca aşağı merdivenlerden yuvarlanmak da var, ölüm bir domuzu doğramak da. Deli detektif, insanların, dolayısıyla suçluların da, ‘alter-ego’larını görüyor. Emekli olan amirinin bir alt-kişiliği olmadığı için, onun dürüstlüğüne binaen, kulağını kesip ona hediye ediyor ve meslekten atılıyor. Sonra, onu merdivenlerden yuvarlayan polis, bir vaka için onu buluyor. Katil bir polis ve istisnasal olarak, 7 kişilikli. Film boyunca, 3’ü öne çıkıyor. 4’ü boş gösterge. Buradan senaryonun çok daha yoğun olduğu sonucuna varıyoruz. Aranağmeler: Yaşam ve sanat eseri, doğrulardan çok yanlış anlamalarla doludur. Örneğin, toplum delilerden korunmaya çalışılır ama aslında delilerin toplumdan korunması gerekir. Biyolojik nedenler dışında deliliğin nedeni, kültürel nedenlerdir, yani toplumdur. Benimkisinde her ikisi biraradaydı. Akıllılar delilerden daha delidir, özellikle faşizm ve engizisyon yoğun kültürlerde, yani bizimkisi gibilerde. Akıllı geçinenler, deliliklerini sakladığı için, 1 deli 100 akıllının deliliğini üstlenir ve dışavurur ki bu da bir tür kefarettir. Konuya dönelim: Filmde akıllı olan ya da geçinen, asıl önemlisi deli detektifi yardıma çağıran akıllı detektif, deli detektifi öldürür. Bu durumun gerçek yaşamda değiştirilmesi zamanı geldi de, geçti bile. Kendim için bunu denedim ve başardım. Filmdeki embesil-iyi, deli detektifin alter(natif) perspektifini görmesine karşın, ona tam inanmaz, çünkü bir akıllı bir deliye genelde pek inanmaz, deliler insanlık tarihinde akıllıların beceremediği onca mucize yarattığı halde, bu durum hala öyledir. Filmin ironilerinden biri: Deli detektifin onu terketmiş olan gerçek karısı ve kurmaca / ‘alter-ego’ karısı birbiriyle karşılaşır ve birbirleriyle konuşur. (Bu durum, filmde başka kişiler arasında da 1-2 kez yinelenir.) Kurmaca-eş deli detektifi yaşatmaya çabalamaktadır ama deli detektif ölmek istemektedir ve ölür de. Ancak, katili de öldürür. Bu film bana, tarihte ölmüş felsefecilerin düşünce dansını içeren ve yıllardar tasarımda duran anime için, ilham kaynağı oldu. ‘Next’te Cage’in habire kendi içinden çıkması ve çoğalması gibi, düşünürler de, Aristo ve Lao Tzu da kendi içlerinden çıkarak çoğalır ve başka zihinlere girer ki bu değişik yerzamanların değişik dillerinde olur. Lao Tzu’nun ‘Tao te King’nin değişik aşırı-yorumları, kendi içlerinden ‘Mushishi’deki opak-yazı-dans gibi, alfabe değiştirerek dans eder. En sonunda, ‘Metafizik’ ile ‘Tao te King’ hem değişmiş, hem de aynı olarak, birbiriyle karşılaşır ve savaşır. Sonuç tersine diyalektiktir. Gördünüz mü? Akıllı insanlarınızın sublimatif hümanist filmleri yerine, 2 aşağılanan alttür / janr birden sayılan, bir Hong kong polisiye filminde çözüm var. Yani: Çözüm biz delilerde. Bahçe biziz, diken bizdedir.
Spirit
Tarih: , 5/3/2009
 Frank Miller ‘Sin City’ virtüözitesinin üstüne, düpedüz zırvalamış.
Öncelikle, çizgiromanı kendi çizmemiş. Dolayısıyla, çizgiromanın kendi ruhu dışına çıkıp, kendi çizgiroman ruhunun içine çekmeye çabalamış, çünkü ‘Spirit’, öz olarak ‘Sin City’nin açılımlarına sahip değil. Holywood’un toplamda en çok ciro yaptıran oyuncusuna felaket bir kalıp kesmiş. Klişeler feci, 1950 McCarthy faşizminin altına düşen tiplemeler var. Tam bir çalakalem çalışma. Senaryoda, filmde, oyunculukta çok çok boşluklar var. ‘Sin City 2’ de böyleyse yandık.
Nü Fotoğraf
Tarih: , 27/2/2009
Nü çıplak beden fotoğrafıdır. Da: Çıplak nedir, ne olabilir? Geçmişe bakalım: Fotoğraftan önce resim vardı. Resimde de nü vardı: Her dönemin ideal güzel kadın tipine uygun bir nü. Her dönemin ideal güzel erkek tipine uygun bir nü. Demek ki nü, fotoğrafın tekelinde değil. Kaldı ki binlerce yıllık dans varken, zaten bunun mümkünü yok. Susan Sontag, 1936’da Berlin Olimpiyatları’nda yarışan Alman erkek atletlerinin ve 1970’te Afrika’da zenci erkek savaşçılarının çıplak fotoğraflarını çeken Leni Riefenstahl’ı faşistlikle suçlamıştı. Doğrudur, faşistler insan bedeninin güzelliğini öne çıkarmakta çok ısrarlıdırlar ama bu durumda çoğu nü fotoğrafçısı da faşist olur, çünkü onlar bunun için bir de özel efektler kullanıyorlar. Riefenstahl ise, hepi topu Lubitel düzeyinde bir teknoloji kullanıyordu. Nü, çıplaklıkta güzeli (adını ‘estetik / sanatsal’ koyarak) öne çıkarır. Oysa, bu bir yalandır. İnsan bedenlerinin % 99’u (aslında %o 999’u) çirkindir: Yağlıdır, pörsüktür, lekelidir, yamuktur, buruştur, şudur budur. Yalan söylemeyen nü(cü) de olabilir: 60’ından sonra kendi yaşlı erkek çirkin çıplak bedenini çeken otoportre-nü’cü: John Coplans. Nü kadını öne çıkarır. Alternatif yok mu? Var: Yıllar önce bir takvim görmüştüm. Teması nüydü. 11 ay için 11 tane güzel kadın bedeni fotoğrafı vardı. En sonuncusu ise 2 Kırkpınar güreşçisine aitti. Bakar mısınız? Fatih Ürek Kırkpınar ağası olacak, Dünya geyler birliği oraya binlerce gey turist gönderecek. Cümbüşe bakar mısınız? Tarihe geçecek bir nü-foto şampiyonası olurdu: Kırkpınar güreşçileri çıplak, geyler kenarda çıplak, ortada ağa çıplak: Nü erkek orjisi fotografyası ve topografyası. Nü, işte bu nedenlerle şeyselleştiricidir (reificative). Uzakdoğu Asya Metafiziği bedeni seks, savaş, ibadet, spor, dans ve tıp (iyileştirme) aracı olarak algılar ve kullanır. Oysa fotoğrafı icat eden Batı Avrupa materyalizmi bedeni metalaştırır. İkisinin, tersine diyalektiği yaratılsa gerekli. Yani iki karşısav, sentezlenmeye çabalanmadan, birbirinden uzakta etkileştirilebilmeli. Çıplaklığa özel herhangi bir şey yüklenmemeli. Nü fotoğraf da özel bir şey sayılmasa gerek. Nü çıplaktır. Ancak ondan da çıplağı vardır: Cenin çıplaklığı ve deriyi sıyırıp ortaya çıkarılmış kas ve kemik çıplaklığı. Bunu insan kadavraları üzerinde sanat olarak icra eden ve sergileyen bir İngiliz mevcuttur. Başa ve ters yöne dönelim: Nü’cüler artık çıplaklığı özel efektlerle giydiriyorlar. Boyanmış bir bedenin, giysili bir bedenden farkı yoktur, zaten giysi gibi bedeni boyayarak bunu yapanlar da var. Oysa gerçek çıplaktır. Gösterildiği üzere, nü sözde çıplaktır. Nü insanı gerçeğe götüreceğine, gerçekten uzaklaştırır. İşte tam da burada nücüler bizi kandıramaz, kendilerini kandırır: Nü, pornodan daha adidir, banaldir, aşağılıktır, ‘kitsch’tir, arabesktir. Aslına bakılırsa porno-seks, bunların hiçbiri değildir ama neyse… Kabe’m nü insandır ve nü güzel(liği)dir, demek; Kabe’m cehennemdir, demektir. Bırakalım nü’cüler, o cehennemin ateşinde çıplak çıplak, çirkin çirkin, yanlış yanlış kendileri yansınlar; kimseyi de yanlarında sürüklemeye kalkmasınlar. Kendi sahte cennnetlerinde boğulup gitsinler… Yaşamlarının, bedenlerinin, zihinlerinin, duygularının çirkinliğini birtakım satılık imajlar ardına gizlemeye debelensinler… İlah…
Nü Fotoğraf
Tarih: , 27/2/2009
 Nü çıplak beden fotoğrafıdır. Da: Çıplak nedir, ne olabilir? Geçmişe bakalım: Fotoğraftan önce resim vardı. Resimde de nü vardı: Her dönemin ideal güzel kadın tipine uygun bir nü. Her dönemin ideal güzel erkek tipine uygun bir nü. Demek ki nü, fotoğrafın tekelinde değil. Kaldı ki binlerce yıllık dans varken, zaten bunun mümkünü yok. Susan Sontag, 1936’da Berlin Olimpiyatları’nda yarışan Alman erkek atletlerinin ve 1970’te Afrika’da zenci erkek savaşçılarının çıplak fotoğraflarını çeken Leni Riefenstahl’ı faşistlikle suçlamıştı. Doğrudur, faşistler insan bedeninin güzelliğini öne çıkarmakta çok ısrarlıdırlar ama bu durumda çoğu nü fotoğrafçısı da faşist olur, çünkü onlar bunun için bir de özel efektler kullanıyorlar. Riefenstahl ise, hepi topu Lubitel düzeyinde bir teknoloji kullanıyordu. Nü, çıplaklıkta güzeli (adını ‘estetik / sanatsal’ koyarak) öne çıkarır. Oysa, bu bir yalandır. İnsan bedenlerinin % 99’u (aslında %o 999’u) çirkindir: Yağlıdır, pörsüktür, lekelidir, yamuktur, buruştur, şudur budur. Yalan söylemeyen nü(cü) de olabilir: 60’ından sonra kendi yaşlı erkek çirkin çıplak bedenini çeken otoportre-nü’cü: John Coplans. Nü kadını öne çıkarır. Alternatif yok mu? Var: Yıllar önce bir takvim görmüştüm. Teması nüydü. 11 ay için 11 tane güzel kadın bedeni fotoğrafı vardı. En sonuncusu ise 2 Kırkpınar güreşçisine aitti. Bakar mısınız? Fatih Ürek Kırkpınar ağası olacak, Dünya geyler birliği oraya binlerce gey turist gönderecek. Cümbüşe bakar mısınız? Tarihe geçecek bir nü-foto şampiyonası olurdu: Kırkpınar güreşçileri çıplak, geyler kenarda çıplak, ortada ağa çıplak: Nü erkek orjisi fotografyası ve topografyası. Nü, işte bu nedenlerle şeyselleştiricidir (reificative). Uzakdoğu Asya Metafiziği bedeni seks, savaş, ibadet, spor, dans ve tıp (iyileştirme) aracı olarak algılar ve kullanır. Oysa fotoğrafı icat eden Batı Avrupa materyalizmi bedeni metalaştırır. İkisinin, tersine diyalektiği yaratılsa gerekli. Yani iki karşısav, sentezlenmeye çabalanmadan, birbirinden uzakta etkileştirilebilmeli. Çıplaklığa özel herhangi bir şey yüklenmemeli. Nü fotoğraf da özel bir şey sayılmasa gerek. Nü çıplaktır. Ancak ondan da çıplağı vardır: Cenin çıplaklığı ve deriyi sıyırıp ortaya çıkarılmış kas ve kemik çıplaklığı. Bunu insan kadavraları üzerinde sanat olarak icra eden ve sergileyen bir İngiliz mevcuttur. Başa ve ters yöne dönelim: Nü’cüler artık çıplaklığı özel efektlerle giydiriyorlar. Boyanmış bir bedenin, giysili bir bedenden farkı yoktur, zaten giysi gibi bedeni boyayarak bunu yapanlar da var. Oysa gerçek çıplaktır. Gösterildiği üzere, nü sözde çıplaktır. Nü insanı gerçeğe götüreceğine, gerçekten uzaklaştırır. İşte tam da burada nücüler bizi kandıramaz, kendilerini kandırır: Nü, pornodan daha adidir, banaldir, aşağılıktır, ‘kitsch’tir, arabesktir. Aslına bakılırsa porno-seks, bunların hiçbiri değildir ama neyse… Kabe’m nü insandır ve nü güzel(liği)dir, demek; Kabe’m cehennemdir, demektir. Bırakalım nü’cüler, o cehennemin ateşinde çıplak çıplak, çirkin çirkin, yanlış yanlış kendileri yansınlar; kimseyi de yanlarında sürüklemeye kalkmasınlar. Kendi sahte cennnetlerinde boğulup gitsinler… Yaşamlarının, bedenlerinin, zihinlerinin, duygularının çirkinliğini birtakım satılık imajlar ardına gizlemeye debelensinler… İlah…
{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }
|